İlim kendin bilmektir.

May 14, 2007

    İnsanın kendini anlatması zor birşey bence.Hatta performens açısından bakıldıgında sergilenebilecek en zor performanslardan birisi belkide.Şöyle düşünenler olabilir; sonuçta günlük hayatıda bir performans olarak ele alırsak kendini anlatmak için yapman gereken ondan bir kesit almak. Ancak biz normalde bir senaryoya baglı kalarak önceden belirlenmiş bir oyunu yaşamıyoruz. Hayat dogaçlama akıyor, bu da oyunumuzun gerçekçiligini arttırıyor. Kendimizi anlatırken yapmamız gereken şey ise bu dogaçlama değil ve belkide bu yüzden oyunculuk performansı olarak çokta iyi olamıyor.

       Kendini anlatmayı zorlaştıran bir diger etken de birşeyi anlatabilmek için  o şeyi bilvyor olmanın yeterli olmaması. Hani olurya fizikten bir konuyu bilirsiniz, konuya dair soruları çözersiniz ancak iş başkasına anlatmaya gelince takılıp kalırsınız, sadece biliyor olmak yetmez.  Kaldı ki kendimizi ne kadar tanıdığımız , ne kadar bildiğmiz de ayrı bir mevzu. Şairin de dediği gibi:

      İlim ilim bilmektir, 

       İlim kendin bilmektir. 

      Sen kendini bilmezsen, 

      Ya nice okumaktır.”                        

                                      Yunus Emre  

Midterm

April 30, 2007

Hayatim boyunca girdigim hiçbir midterm bu kadar eglenceli olmamıştı. Diger bütün gruplar gibi biz de işe bir hikaye oluşturmaya çalışarak başladık. Ancak belirli bir konu olmadığı için aklımıza ilk aşamada pek birşey gelmedi. Bunun içinde grup arkadaşlarımızdan birinden oldukça yaratıcı bir öneri geldi. Aklımıza gelen her kelimeyi bir kagıda yazdık. Listenin yeterince uzun olduğuna karar verdikten sonrada listedeki kelimeleri kullanarak bir hıkaye oluşturduk. Bence bu teknik yaratıcılıgı arttırmada oldukça etkilı oldu. Şunu fark ettim ki; bazen  alakasız gibi görünen parçalardan bir bütün oluşturmak çok daha kolay olabiliyormuş.Hikayeyi oluşturduktan sonra sıra çekilecek on kareyi belirlemeye gelmişti.Bence bütün çalışmanın en  can alıcı  noktası da burasıydı. Her kare bir amaca hizmet etmeliydi. Bu tıpkı bir ders planının hazırlanışına benziyor. Ders planlarında da önce objectifler belirlenir sonra da her objectifv destekleyecek aktiviteler hazırlanır. Kareleri belirledikten sonra çekimde de bir takım zorlukla karşılaştık. Dogru açıyı bulmak, herkesin aynı handa hazır olması ve ifadeleri çok fazla çalışmamış olmamız bizi biraz zorladı. Ancak sonunda birtakım hataları olsada genel olarak anlatmak istediklerimizi içeren on kareye ulaştığımızı düşünüyorum.  

Tirad

April 23, 2007

     Bazı şeyler üzerinde sahiplik duygusu kurmak ugraş ve zaman istiyor; yeni bir eve , yeni bir kente alışmak gibi.Bunu geçen haftaki tirad çalışmasında da açıkça gördüm. Tiradımı ilk okuduğumda ona ait hiçbir duygu yoktu içimde, kafamda metnin duygusu hakkında hiçbirşey canlanmamıştı. Ama metinden dört fotograf karesi seçmeye çalışırken kelimeleri canlandırabilmek için onların içine girmeye,anlamlarını  özümsemeye,metinle bir ilvşki kurmaya başlamış oldum. Bu ilişki metin üzerinde çalıştıkça daha da gelişti.

    Tirad çalışması şunu farketmeme de yardımcı oldu; evet, türkçe kelime bakımından çok zengin bir dil değil belki ama bu türkçenin ifade zenginligine ket vurmuyor. Vurgu ve tonlamalar sayesinde az kelimeyle anlatılmak istenilene ulaşılabiliyor.

Zoraki Mesaj

April 9, 2007

Her hafta oda arkadaşıma o hafta derste neler yaptıgımızı anlatıyorum. Bu hafta da ona yaptığımız çalışmalardan hamur ile heykeltraşı anlatırken çok ilg inç b ir yorum yaptı. Ben “Heykeltıraş olmak zor şeymiş , insan b ir süre sonra tıkanıyor , ne yapsam , yaptığım şeyin bir anlamı olsun diye düşünürken bayagı zorlandım.” dedim. O da “Demek ki sanat için mi sanat yoksa toplum için mi sanat ikileminde kalmışsın.” dedi.  O bunu espiriyle söylemişti ama ben bu konuda düşünmeden edemedim. Aslında bu cümleyi daha öncede duymuştum ama sınıfta yaptıklarımızla hiç bagdaştırmamıştım o söyleyene kadar. Benim derste yaptıklarıma sanat demek abartı olur tabii ama yaptıklarımızdan yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki yapılan şeylere bir mesaj yüklemeye çalışmak yaratıcılığı kısıtlıyabiliyor, yapılan şeyin dogallığını bozabiliyor. Bu durumu bir öğretmen adayı olarak ele alırsam şunu söyleyebilirim kisınıfta yapılan şeylerin tümüne bir mesaj yüklemeye çalışırsak dersin akışında bir yapaylık, bir bozukluk olabilir. Çünkü normalde her davranışımızın altında bir mesaj yatmıyor.

Kendine Güven

April 2, 2007

       Bu haftada oldukça eglenceli bir haftaydı. Hatta bir rekora imza atmış bile olabiliriz, hoca sınıfta yokken en fazla bekleme rekoru. Ancak herkesinde farkettiği gibi birbirimizin hareketlerini tamamlamamız gereken oyunda biraz zorlandık. Bazılarımız aklına birşey gelmediği için, bazılarımız da belki cesaret edemediği için öne çıkmak istemedi. Çogumuz bir başkasının çıkmasını bekledik. Sebebi ne olursa olsun sonuçta herkesin bizi seyredeceğini bildiğimiz durumlarda ortada olmak istemiyoruz. Bu açıdan bakınca ortaya trajikomik bir durum çıkıyor aslında. Çünkü bildiğim kadarıyla dersi alanların tamamı eğitim fakültesi ögrencisi ve birçogumuz kısa bir süre sonra ögretmen olacak. Yani günün büyük bir kısmını herksesin bize baktıgı , birşeyler söylememizi ve yapmamızı beklediği sınıflarda geçireceğiz. Üstelik o sınıflarda başkalarının çıkıp bizim yerimize konuşma ihtimallide oldukça düşük. Ben bunu ilk düşündügüçde önce şöyle birşey geldi aklıma “ Iyi de o sınıflarda ne yapmamız gerektiğini bilvyor olacağız.” . Sonra bir noktayı gözardı ettiğvmi farkettim. Sınıflarda bizim dışımızda yaklaşık 30 ögrenci daha olacak ve bazen onların söylediklerinv veya yaptıklarını tamamlamk durumunda kalacağız. Böyle bir durumda o an aklımıza birşey gelmezse ne olacak? Bu soruya cevaben benim aklımda net birşey yok ama kendini topluluk önünde rahat ve güvende hissetmenin yardımcı olacagı kesin.

Grup Çalışması

March 26, 2007

 Geçen haftaki derste bundan önceki bütün diger haftalar da oldugu gibi oldukça eglenceli ve hoş bir dersti benim için. Bazen sinemaya gittigimde izlemek için salona girdigim filmden cok izledigim fragmanları begeniyorum. Iste gecen hafta da ben de tam olarak bu hissi uyandırdı. Öncelikle bütün sınıf arkadaşlarımı tebrik etmek istiyorum. Bütün grupların çalışmaları oldukça güzeldi. Bu ders benim için grup çalısmasının katlanılır oldugu çok az dersten biri. Bölümüm geregi her dönem neredeyse üç grup calışmam oldu şimdiye kadar. Ama bir çogunu hatırlamak dahi istemiyorum zira hepsi birbirinden felaketti. Ama geçen hafta farkettim ki eger grup çalışmalarında herkes fıkır beyan edıp çalışmanın bir parçası olmak isterse başta çok basit gözüken bir fikir bile sonra çok orjınal bir hal alabiliyor. Bunda hersesin kendini grup içerisinde rahat hissetmesinin ve sonuçta ortaya çıkacak olan şeyin bir parçası olma isteğinin büyük payı var. Sadece not kaygısının yaşandığı derslerde bütün grup üyeleri en az işi alarak dersi geçmeyi düşünüyor çünkü ortada grup üyelerini not dışında motive eden hiçbirşey olmuyor genellikle. Aslında dogru kullanılırsa grup çalışmalarının ögencilerin öğrenme sürecine çok büyük katkıları olabilir . Sonuç olarak öğretmen sadece ders yükünü üzerinden atmak için degil de doruluguna ve gerekliligine inandıgı konularda grup çalışmaları yaptırabilirse hem motivasyonu saglar hem de öğrenmeyi kolaylaştırabilir.

Kim Bu?

March 19, 2007

Geçen haftaki dersten sonra farkettim ki insanın kısa bır sürelıigine bile olsa normalde asla davranmayacağı bir şekilde davranması oldukça zor birşey. Derste ben babasına karşı çıkan birini oynamaya çalıştım. Dersten sonra o an sözde babama söylediklerimin yüzde kaçını gerçekte babama karşı kullanırım diye düşündüm. Muhtemelen yüzde birini dahi kullanmazdım. Söylediklerim şöyle dursun sınıfta kullandıgım ses tonunu bile kullanmazdım babamım karşısında. O zaman bütün o söyledıklerımı nereden uydurmuştum, nasıl yerleşmışlerdi bilinç altıma. Bu sorunun cevabını parça parça buldum. Mesela annesiyle tartısırken surekli kaç yaşında oldugunu söyleyen bir komşumuz vardı.  Ben sınıfta biraz onu taklit etmiştim farkında olmadan. Tamamen olmasa da ağlama şeklim falan onunkine benziyordu. Muhtemelen birçoğumuzda aynı şeyı yapmıştı, etrafındaki birilerini taklit etmisti, otobüsteki kadını, televızyondaki adamı falan.

Hanı oyuncular hep derler ya ”Bu karakteri canlandırırken çocukken komşumuz olan Ayşe abladan etkılendim.” diye , sanırım artık hepimiz onların ne demek istediklerini az da olsa anlıyoruzdur.

Farkındalık

March 12, 2007

Geçen hafta oynadığımız oyunlar beni çocukken mahallede oyun oynadığımız zamanlara götürdü. Yani nasıl gözüktüğünü, bunu yaptığında etrafındakilerin nasıl değerlendirdiğini düşünmeden sadece oyunun gereğini yapma isteği duymak benim için biraz gerilerde kalmış bir duyguydu. Aslında bazen kaldırımdan yürümek yerine bordürlerden yürüdügüm oluyor ama nsanların bana baktıklarını fark ettiğimde hemen kaldırıma iniyorum, ne düşündüklerinv umursamadan yapamıyorum ama sınıfta bu tür bir kaygıdan tamamen uzakta oluyoruz, çocuklar sokakta oyun oynarken ne kadar rahatsa bende sınıfta kendimi öyle hissediyorum. Düşünüyorumda üniversite son sınıf öğrencileri her hafta Salı günleri bir sınıfa toplanıp mısır olup patlıyorlar dense büremin terapi gruplarından biri herhalde derdim. Çünkü bunları yaparken derslerde hissettiğim zorunluluktan yapma hissi oluşmuyor bende. Tam tersine gönüllü olarak orada olmanın rahatlığını yaşıyorum.

Bütün bunlar derste hiçbirşey ögrenmediğimiz manasına gelmiyor tabiki. Özellikle belirli bir
surat ıfadesini yapmaya çalışırken şunu öğrendim insanlar hisstmedikleri şeyleri kolay kolay yüzlerine yansıtamıyorlar. Mesela ben kucagımda bür bebek yokken bir bebege bakıyormuş gibi olamadım bir türlü. Sonra evde kendi kendime biraz daha ugraştım ama başarılı olamadım malesef. Ya ben bebeklere bakmayı bilmiyorum yada oyunculuk yetenegim yok. Bu derste ögrendiklerimi kendime ve insanlara dair farkındalığım noktasında yeni bir başlangıç olarak görüyorum. Her Salı yeni bir devri alem olacaktır umarım.

Şans

March 12, 2007

Bu dersi almam tam manasıyla şans eseri oldu. Aslında en başında benim dersi almak gibi bir niyetim yoktu. Dersi alan bir arkadaşım her dersten sonra o derste ne yaptıklarını, ne kadar eğlendiğini falan anlatıyordu. Hatta ilk hafta derste oyun oynuyoruz deyince çok şaşırmış ve dersin içeriği ne diye sormuştum. Yani oyun oynuyor olmanın eğitime ne faydası olabilirdi ki! Şu anda dersi alıyor olmama rağmen bu ilişkiyi pek çözebildildiğim söylenilemez ama bu sis perdesinin zamanla aralanacağını umuyorum. Sonuç olarak bu dersin bir parçası olmaktan( gerçektende dersi alan herkesin dersin bir parçası olduğunu düşünüyorum) çok büyük keyiıf alıyorum ve görüyorum ki bu duyguya sahip olan tek kişi de ben değilim.

Hello world!

March 9, 2007

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.